e-mail ile takip et

9.17.2013

Keiretsu Forum İstanbul, (KAYAK) KAGİDERMelek Yatırımcıları Bir Araya Getirdi!*Yılmaz Parlar

BASIN TOPLANTILARI  


Keiretsu Forum İstanbul,

Melek Yatırımcıları Bir Araya Getirdi!

 

Keiretsu Forum İstanbul’un Kadın Yatırımcı Kolu (KAYAK) Candan Karabağlı Başkanlığı’nda Türkiye’deki kadın ve erkek yatırımcıları bir araya getirdi. Keiretsu Forum İstanbul ve KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) iş birliği ile çeşitli seminer ve eğitimlerle melek yatırımcılığın öneminin anlatıldığı toplantıda Keiretsu Forum İstanbul Yatırımcı Üyesi Ümit Boyner ve KAGİDER Başkanı Gülden Türktan konuşmacı olarak yer aldılar. AvivaSA sponsorluğunda Sabancı Center’da gerçekleştirilen etkinlik kapsamında bir konuşma yapan Keiretsu Forum İstanbul Üyesi ve KAYAK Başkanı Candan Karabağlı, “Keiretsu Forum İstanbul KAYAK etkinlikleri ile kadınlara melek yatırımcılığın önemini ve onların yıllara dayanan deneyimleri ile girişimcilere yatırım ve mentorluk sağlayarak girişimcileri farklı bir boyuta getirmelerinin önemini ön plana çıkarıyoruz” dedi. 

Dünyanın en büyük melek yatırımcı ağı Keiretsu Forum’un İstanbul ofisinin, Türkiye’deki kadın ve erkek yatırımcıları bir araya getirdiği etkinliği,  AvivaSA sponsorluğunda Sabancı Center’da gerçekleştirildi. Keiretsu Forum İstanbul ve KAGİDER iş birliği ile düzenlenen, melek yatırımcılığın öneminin ve şirket değerleme yaklaşımlarının anlatıldığı Kadın Yatırımcı Kolu (KAYAK) etkinliğine Keiretsu Forum İstanbul Yatırımcı Üyesi ve KAYAK Başkanı Candan Karabağlı ev sahipliği yaptı. Keiretsu Forum İstanbul Genel Müdürü Aslı Işınak Gözören, “Keiretsu Forum olarak yatırımcı ve girişimcilere uluslararası platformda büyük fırsat ve imkânlar sunmakla beraber, en büyük önceliğimiz Türk yatırımcı – girişimci ekosistemini geliştirmektir. Bu noktada her sektörden tüm girişimciler bizim için çok değerli olmakla beraber, Kadın Yatırımcı Kolu’muz KAYAK ile kadın girişimcilere ihtiyaç duydukları desteği vermeyi amaçlıyoruz” dedi.



Keiretsu Forum İstanbul Üyesi ve KAYAK Başkanı Candan Karabağlı ise “Keiretsu Forum İstanbul KAYAK etkinlikleri ile kadınlara melek yatırımcılığın önemini ve onların yıllara dayanan deneyimleri ile girişimcilere yatırım ve mentorluk sağlayarak girişimcileri farklı bir boyuta getirmelerinin önemini ön plana çıkarıyoruz”  açıklamasını yaptı. 

KAGİDER başkanı Gülden Türktan ise, “Türkiye’de kadın girişimciliği, gücü tam olarak ortaya çıkarılamamış bir potansiyel. İş kurmak isteyen kadınlar için sermayeye erişimde hala büyük engeller var. Bu yüzden, alternatif kredi ve finansman modellerine ihtiyaç duyuyoruz; özellikle sistemdeki engeller sebebiyle finansmana erişimi kısıtlanan kadınlar için melek yatırımcılık yükselen bir değer. Finansmanı ve yatırımcıları kadın girişimciler ile buluşturacak KAYAK’ın bir paydaşı olmak, KAGİDER olarak bizi gururlandırıyor. Daha fazla yatırımcıyı bu ağa dâhil olmaya ve kadın girişimcilere yatırım yapmaya davet ediyoruz. Unutmayalım ki kadının ekonomiye katılmasını desteklemek, ülke ekonomisinin büyümesi için en büyük katkılardan birine imza atmak demektir” açıklamasında bulundu.

Keiretsu Forum Hakkında

San Francisco merkezli, kuruluşundan bu yana 400’den fazla şirkete 450 milyon doların üzerinde yatırım yapan Keiretsu Forum; sermaye, kaynak ve iş birliği fırsatı sunarak 3 kıtada, toplam 27 şubesi ve 1300’in üstünde akredite / lisanslı yatırımcı üyesi ile faaliyet gösteriyor. Keiretsu Forum İstanbul üyeleri ise yaptıkları melek yatırımlar ile girişimcilere 100 bin dolar ile 1 milyon dolar arasında sermaye sağlıyor. Keiretsu Forum İstanbul bir yıl önce kurulmasına rağmen, yatırımcı üyeleri 5 farklı sektörlerden gelen girişimci şirkete 3 miyon dolarlık yatırıma imza atmıştır.



Keiretsu Forum, bir fon değildir ve sınırlı sorumlu bir ortaklık şeklinde yatırımlarda bulunmamaktadır. Yatırımcı üyeler her ay düzenlenen toplantılarda Keiretsu Forum İstanbul üyeleri tarafından titiz elemeden geçen firmalardan yatırım sunumları dinleyerek değerlendirme ve inceleme çalışmalarını bir arada yapıyor, ancak yatırım kararlarını tek başlarına alıyorlar. Üyeler herhangi bir yatırım fırsatına istedikleri miktarda yatırım yapabilmektedir.

Keiretsu Forum İstanbul


KAGİDER

Türkiye Kadın Girişimciler Derneği KAGİDER, Eylül 2002’de 38 kadın girişimci tarafından ülke çapında faaliyet gösteren ve kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütü olarak İstanbul’da kuruldu. Dernek bugün farklı sektörlerde aktif olarak çalışan ve değer üreten 295 kadın girişimci üyesiyle büyümeye devam ediyor. Sivil Toplum Kuruluşu statüsündeki KAGİDER, kadın girişimciliğini geliştirmek, ekonomik ve sosyal yaşamda kadının konumunu güçlendirmek ve tüm karar alma süreçlerinde etkin rol alması için çalışıyor. (
www.kagider.org)
ToplantıdaÜmit Boyner “Türkiye’de kadın-erkek eşitliği konusunda hala sorunlarımız olduğu bir gerçek. Buna karşılık bugün burada bu kadar çok kadın girişimcinin toplanmış olması gibi hepimizi mutlu eden örnekler de var.
Türkiye’de kadınların daha iyi eğitim alması, çalışma hayatına eşit katılması ve Meclis’te kadın oranının yükseltilmesi için yıllardan beri birçok kadın tüm enerjisini bu konulara ayırıyor. Bu kadınların bazıları bugün aramızda; onları sevgiyle selamlıyorum.
Fakat maalesef daha çok çalışmamız gerekiyor.
Türkiye, World Economic Forum tarafından hesaplanan Cinsiyet Uçurumu Endeksine göre 135 ülke arasında 124 sırada yer alıyor.
Eşitsizliğin nedenlerine baktığımızda, birbiriyle iç içe geçmiş, birbirini besleyen 4 temel sorun alanı var: Yoksulluk, eğitimsizlik, gelenekler ve kadının siyasi karar mekanizmalarından dışlanmış olması. Uluslararası karşılaştırmalar da bu durumu teyit ediyor. 
Cinsiyet Uçurumu Endeksinin alt kırımlarına baktığımızda, Türkiye’nin en kötü performansının ekonomiye katılım konusunda olduğunu görüyoruz. Türkiye bu alanda 135 ülke arasında sondan yedinci. İşgücüne katılım oranı ve ortalama gelir konusunda erkeklerle kadınlar arasındaki fark çok büyük. Son yıllarda sağlanan ilerlemelere rağmen benzeri bir uçurum eğitim ve siyasete katılım konularında da var.
 
Dünyanın her ülkesinde ve yaşamın her alanında kadınlar erkeklerin gerisindeler. Eşitsizlik gelişmekte olan ülkelerde daha da büyük. Kadınlarla erkekler arasındaki fark gelir düştükçe açılıyor. Düşük gelirin eşitsizliği besleyen etkisi ülkelerin içinde de söz konusu. Aile yoksullaştıkça, varolan azıcık parasını kız çocuğunu değil, oğlan çocuğunu okutmak için kullanıyor. İyi bir eğitim alamayan kızlar ya hiç iş bulamıyor, ya da ancak düşük gelirli bir işe razı geliyorlar.
Kadına karşı ayrımcılık sorunu gelir ve eğitim düzeyi düştükçe ağırlaşıyor ve bu tam bir kısır döngü yaratıyor. Yoksulluğun, geri kalmışlığın ve kadın-erkek adaletsizliğinin, yeniden ve yeniden üretilmesinin koşullarını hazırlıyor.
Buna karşılık, daha fazla kadın yoksulluk tuzağından kurtuldukça, çocuklarına daha iyi bir eğitim verebilecek. Daha iyi bir eğitim, toplumda kadına karşı ön yargıların kırılmasını kolaylaştıracak. Kız çocuklarının daha iyi bir eğitim alması ise onların daha iyi işler bulmalarını ve gelirlerini artırmalarını sağlayacak. Böylece toplumsal düzeyde yoksullukla mücadele etmek kolaylaşırken, daha fazla vatandaşın daha iyi gelir elde ediyor olması, ülkenin zenginleşmesini hızlandıracak. Yani kısır döngü yerini hayırlı bir döngüye bırakabilecek.
Bunun için iki şey çok önemli: kadınlara eğitim ve yoksulluktan çıkmak için fırsat sağlanması.
Ben bugün yoksulluktan çıkmak üzerinde durmak istiyorum. Çünkü yoksulluktan çıkış için finans sektörü ve melek yatırım girişimleri ciddi bir fırsat sunuyor.
 
Finans kadın-erkek eşitsizliğinin en güçlü olduğu alanlardan biri.
Aslında bu durum hiç de şaşırtıcı değil. Cinsiyet eşitsizliğinin otomatik bir sonucu. Kadınlar daha hayata başlarken erkeklerle eşit değil. Daha az ve daha niteliksiz eğitim alıyorlar. İş bulmaya gelince, alternatifleri daha sınırlı oluyor. Nihayetinde bir işe girdiklerinde çoğu kez erkek meslektaşlarından daha az ücret alıyorlar. Üstelik ailede ne zaman çocuklara bakmak gerekse, ya da ne zaman evde bakıma muhtaç hasta ya da yaşlı olsa, işten ayrılmak durumunda olan hep kadın oluyor. Eline para geçtiğinde de, geleneksel aile yapılarında bu para evin erkeğine teslim ediliyor. Yani kadınlar erkeklere kıyasla daha az para biriktirebilme şansına sahipler.
Daha az birikim, otomatik olarak daha az banka hesabı ve daha az yatırım demek. Birikimi daha az olan kadın, teminat gösteremediği için bankadan kredi almakta da zorlanıyor. Birçok araştırma kadınların banka kredilerine başvurduğunda reddedilme ihtimalinin erkeklerden daha yüksek oluğunu ve kredi almaları durumunda daha yüksek bir faiz oranı ödediklerini gösteriyor.
Finansal işlemlerdeki eşitsizliğin derinliğini anlamak için daha 1974 yılına kadar ABD’de kadınların kendi adlarına düzenlenmiş bir kredi kartına sahip olamadıklarını hatırlamak yeterli olacaktır sanırım.
Melek yatırımcı ve risk sermayedarı alanlarında kadın-erkek eşitsizliği finansın diğer alanlarından daha derin. ABD’de University of New Hampshire bünyesindeki Center for Venture Research tarafından yapılan araştırma bu eşitsizliği çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Bu araştırmanın bulgularına göre geçen sene melek yatırımcı arayan girişimlerin sadece %16’sı kadınlarındı. Ve bu kadın girişimcilerin sadece dörtte biri yatırımcı buldu.
Sermaye arayan kadın girişimci oranının düşük olmasının bir nedeni kadınların genel olarak daha az sermaye yoğun sektörlere yönelmeleri ve bu nedenle daha az sermayeye ihtiyaç duymaları. Bu da cinsiyet eşitsizliğinin bir başka yüzü. Gerçekten de, kadınlar dünyada da, Türkiye’de de, genellikle teknoloji yoğun olmayan ve daha az sermaye gerektiren alanlara yöneliyor.
Ancak araştırmalar, hangi sektör olursa olsun kadınların erkeklerden daha az sermaye ile iş yapabildiklerini ortaya koyuyor. Üstelik sermayenin yapısı da farklı oluyor. Kadınlar daha fazla öz sermaye kullanmayı tercih ediyorlar. Melek yatırım ve risk sermayesi kullanmak konusunda daha az hevesli oluyorlar.
Melek yatırımda kadın erkek eşitsizliği denklemin her iki ucunda da geçerli. Melek yatırımcılar arasında kadınların oranı 2002’de %5’in altında iken sonraki yıllarda %10’un biraz üzerinde seyrediyor. Bu oran, 2012’de büyük bir artış göstererek % 22’ye çıkmış.
Bu bulgular altında melek yatırımcılık ve risk sermayedarlığı esas olarak erkek egemen bir dünya olarak gözüküyor. Parayı kontrol eden erkekler, paralarını yatırmak için kadınları değil, erkekleri tercih ediyor. Hatta yapılan işin hedef müşteri kitlesi kadınlar bile olsa, tercih yine erkeklerin şirketlerinden yana oluyor.
 
Gelişmiş ülkelerde bile varolan cinsiyet eşitsizliği gelişmekte olan ülkelerde çok daha derin.
IFC’nin çalışmalarından, Ortadoğu ülkelerinde kadınların melek yatırımcı fonlarına erişiminin oldukça kısıtlı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle az önce konuşan Sevgili Candan Hanım’ın verdiği bilgilerde Keiretsu Forum İstanbul ağında kadın yatırımcı oranının %16 olduğunu duymaktan büyük bir memnuniyet duydum.
Ama bunun KAYAK üyelerine ek bir sorumluluk yüklediğini düşünüyorum. Bu konuya az sonra tekrar döneceğim. Önce finansmana erişim ve kadın-erkek eşitsizliği konusunda söylediklerimi bir toparlamak istiyorum:
Kadınların ekonomik hayattan dışlanıyor olması, sadece kadınları değil, bu kadınların ailelerini ve hatta toplumu yoksulluğa itiyor. 
Yani, kadın-erkek eşitliği, insani bir konu olduğu kadar ekonomik gelişme açısından da önemli. Çok net ve yalın bir gerçek olsa da, bu konunun öneminin Türkiye’de maalesef tam olarak anlaşılamadığını düşünüyorum.
Başkanlığım döneminde TÜSİAD’da Kadın-Erkek Eşitliği Çalışma Grubu olarak 2010 senesinde “Tek Kanatla Geleceğe Uçamayız” temasıyla bir dokümanter film hazırlamıştık. Bu filmde, eğer ülke olarak potansiyelimizin yarısından faydalanamazsak, uçacak bir kapasiteye sahipken hedeflerimize ancak yürüyerek ulaşabileceğimizi vurgulamıştık.
Aradan üç sene geçmiş olmasına rağmen konu hala güncelliğini koruyor. Hatta kadın-erkek eşitliğini sağlamak ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkinin bugün daha da önemli olduğuna inanıyorum.
 
Bu noktada son ekonomik gelişmelere dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünkü hepimiz Türkiye’nin 2023 yılında 2 trilyon dolara ulaşan bir Gayrisafi yurtiçi hasıla ve 25 bin dolarlık kişi başına gelir ile dünyanın en büyük 10. ekonomisi olmayı hedeflediğini biliyoruz. Gerçekleşmesinin yüksek büyüme hızlarına bağlı olduğu bu senaryo, son küresel gelişmeler nedeniyle artık biraz daha zorlaştı.
Küresel ekonomideki gelişmeleri hepimiz çok yakından takip ediyoruz.
ABD, ekonomisinin toparlanmasına bağlı olarak uygulamakta olduğu parasal genişleme politikasından kademeli olarak vazgeçeceğini açıkladı. Son veriler, ABD’de enflasyon oranının %2 ve işsizlik oranının %7.3 ile ekonominin toparlanmanın göstergesi olarak belirlenen sınırlara yaklaştığını gösteriyor. ABD Merkez Bankası yarın yapacağı toplantısında kritik kararını açıklayacak. Eğer yakın bir zamanda genişleme politikasını terk edebileceğine işaret ederse, bu durum küresel piyasaları etkileyecek.
En çok etkilenecek olanlar ise yüksek cari açıklarını uluslararası piyasalardan fonlamak zorunda olan gelişmekte olan ülkeler. Bu ülkelerin başında Hindistan, Brezilya, Türkiye, Endonezya ve Güney Afrika geliyor. Zaten, ABD Merkez Bankası parasal genişleme politikasından vazgeçebileceğini açıkladığı 22 Mayıs’tan bu yana, küresel finansal akımlar yön değiştirmeye başlamış ve bu ülkelerde görülen sermaye çıkışları borsaların tepetaklak düşmesine, para birimlerinin sert biçimde değer yitirmesine ve rezervlerin erimesine yol açmıştı.
Son verilere göre %3 civarında seyreden 10 yıllık Hazine kâğıtlarının getirisi, ABD’nin faizleri artırmaya başlamasından sonra yükselerek %5’leri bulabilecek. Bu durumda, gelişmekte olan ülkelerin fon çekebilmek için faiz oranlarını arttırmaktan başka seçeneği olmayacak. Yükselen faiz oranları ise büyüme hızlarını aşağı çekecek.
Bu noktada büyümenin, hem Türkiye’de, hem de birçok başka gelişmekte olan ülkede zaten zayıflamış olduğunu da akılda tutmak gerekiyor.
Türkiye’nin bu yılın ikinci çeyreğindeki büyüme hızı geçen hafta açıklandı. Her ne kadar 2012’de sadece % 2.2 büyümüş olan ekonomi bu senenin ikinci çeyreğinde bir yıl önceye göre % 4.4 büyümüş olsa da, bu artışın 2.3 puanının stok birikmesinden kaynaklanmış olması, temkini elden bırakmamak gerektiğini gösterdi. Zayıf küresel talep nedeniyle net ihracatın katkısı ise büyümeyi düşürücü yönde oldu.
Bütün bunların üzerine, bir de içeride bir türlü dinmeyen siyasi tansiyonu ve ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki karışıklıkların ve Suriye’ye olası bir müdahalenin büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini eklemek gerekiyor.
Sonuç olarak bugünden önümüzdeki döneme bakınca, 2008’de başlayan küresel krizin, şimdi yön değiştirerek gelişmekte olan ülkeleri etkileyeceği yeni bir evreye girildiğini görüyoruz. Faiz oranlarının artacağı, para birimlerinin değer kaybedeceği, enflasyonun yükseleceği bu yeni evrede yükselen piyasa ekonomilerinin ne kadar yavaşlayacağı, gelişmiş ülkelerin ne kadar hızla toparlanacağına bağlı.
ABD, AB ve Japonya’dan gelen sinyaller olumlu. Fakat gelişmiş ülkelerde toparlanan ekonominin yükselen piyasa ekonomilerine yönelik bir talebe yol açtığını söyleyebilmek için henüz erken. Gelişmiş ülkelerin hızlı bir büyüme sürecine girmesi geciktikçe, gelişmekte olan ülkelerde de büyümenin hızlanması gecikecek.
Büyümenin aslında hiç de sihirli bir formülü yok. Formül basit; hepimiz biliyoruz: ya daha çok insanla daha fazla iş yapacağız, ya yaptığımız işi daha iyi yapacağız; ya da daha gelişmiş teknolojiler kullanarak verimimizi artıracağız.
Gelişmekte olan ülkeler arası rekabetin yoğunlaşacağı bu dönemde, kadınların ekonomik hayatın dışında kalması, yarışa elimizdeki insan kaynaklarının ancak yarısı ile girileceğini gösterir. Aynen az önce bahsetmiş olduğum “Tek Kanatla Geleceğe Uçamayız” filmi gibi.
 
Ama ben bugün kadın-erkek eşitliğini sağlamanın bir başka sonucundan daha bahsetmek istiyorum. Kadının ekonomiye katılımının iyileştirilmesi sadece toplumsal sonuçları itibariyle iyi değil, aynı zamanda şirketlerin karlılığı açısından da iyi.
Kadınların yönetim kademesinde yer almasının şirketlerin performansını nasıl daha iyileştirdiğini gösteren birçok çalışma var. Mesela, McKinsey’e göre 2005-2007 döneminde, yönetiminde cinsiyet dağılımının daha dengeli olduğu şirketlerde karlılık diğerlerine oranla iki kat daha yüksek oldu. İş dünyasında kadınların fırsatlarının artırılması için çalışan bir sivil toplum kuruluşu olan Catalyst tarafından Fortune 500 şirketleri arasında yapılan bir araştırma, yönetim kurullarında daha fazla kadının bulunduğu şirketlerin diğerlerine oranla satış hacimlerinin %42, sermaye getirisinin % 66, özsermaye karlılığının %53 daha yüksek olduğunu gösterdi.
Kadınların yönetimde daha fazla yer almasıyla şirket performansının artıyor olması, kadınların şirketleri daha kontrol altında tutmasından, gereksiz risklerden kaçınmasından ve riski daha iyi yönetmesinden kaynaklanıyor. Bu da melek yatırım ve risk sermayesi girişimlerinde kadınların hem yatırımcı hem de girişimci olarak daha fazla rol almaları için sağlam bir gerekçe oluşturuyor.
Gerçekten de kadınlar genelde erkeklere oranla daha ince eleyip sık dokuyorlar, uzun uzun değerlendirip karar alıyorlar ve bunun sonucunda da daha iyi birer yatırımcı oluyorlar. Daha uzun süre düşünerek karar verdikleri ve daha az risk aldıkları için yatırım kararları daha isabetli ve daha istikrarlı oluyor.
Denklemin diğer tarafında, yatırım yapılan şirketlere baktığımızda, kadınların şirket yönetiminde yer almalarının da başarıyı artırdığını görüyoruz. ABD’de Small Business Administration’s Office of Advocacy tarafından yapılan bir çalışmaya göre, risk sermayesi girişimlerinin yaptığı yatırımlar arasında kadınların yönettiği firmalar daha başarılı oluyor. Diğer firmalarda olduğu gibi, risk sermayesi yatırımları alan firmalar arasında da yönetim kurullarında kadınların oranının yüksekliği bu girişimlerde başarıyı arttırıyor.
Melek girişimcilik sadece para kazanma hırsı ile yapılan bir iş değil. Yatırım yapılan şirkete değer katma boyutunu ihmal edemeyiz. Bu nedenle kadınların melek girişimci olarak kadınlar tarafından kurulan şirketlere yatırım yapması, iyi girişimciliğin gereği olduğu kadar sosyal sorumluluğun da bir gereği. 
Bütün bu nedenlerle kadınlara yatırım yapmanın kendi kendini besleyen bir süreç olduğunu düşünüyorum.
Fakat cinsiyet eşitliğinin şirket performansını olumlu etkilediğini gösteren bütün bu bulgulara rağmen durum ortada: İş dünyasında kadın yönetici ya da işveren oranı çok düşük.
TÜSİAD’da iken yaptığımız bir anket sonucuna göre üyelere ait firmalarda çalışan kadınların oranı %35 iken üst yönetimde kadın oranı sadece %19.  İlginç biçimde orta kademe yönetimde kadınların oranı %43’e çıkıyor. Yönetim Kurulu başkanlarının %10’u, yönetim kurulu üyelerinin ise %19’u kadın.
Avrupa Birliği’nde de halka açık şirketlerin yönetim kurulunda kadınların oranı %13’ün altında. Bu durum Avrupa Birliği’ni harekete geçirdi. Avrupa Birliği 2020 yılına kadar şirketlerin yönetim kurullarında kadın oranını %40’a çıkartmayı hedefliyor. Benzeri bir çaba Türkiye’de de var. SPK, şirketlerin yönetim kurullarında en az bir kadın üye olmasını öngörüyor.
World Economic Forum’un 20 ülkeden şirketler arasında yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye %26 ile kadın işveren oranının en düşük olduğu birkaç ülkeden birisi. Fakat aynı çalışmanın bulgularına göre, Türkiye’de diğer ülkelere oranla daha az kadın işveren olmasına karşılık CEO seviyesinde kadın oranı %12. Bu oran ile Türkiye yönetim kurullarında kadınlar için kota uygulaması olan Finlandiya ve Norveç’ten sonra en başarı ülke. Diğer ülkelerde bu oran %5’in altıda kalıyor. Demek ki Türkiye’de kadınlar bir kez işveren olduğunda çok başarılı olabiliyorlar.
 
Bazı konular vardır: söylemesi kolay; ama yapması zordur. Cinsiyet eşitliği de bunlardan birisi.
Sanırım eğitim dışında en önemli yöntem başarılı rol modelleri.
Başarılı rol modelleri açısından melek yatırımcılığın ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum. Keiretsu’nun Kadın Yatırımcı Kolu’nu hem kadın yatırımcıları bir araya getirerek bu başarılı kadınların model olmasını sağladığı, hem de başka kadınların da başarmasının ve yeni rol modelleri olmasının önünü açtığı için tebrik ediyorum.
Kadınlar üzerine yapılan araştırmalar, başarılı rol modellerinin, kadınların önyargılarını kırmak ve başarabileceklerine olan inançlarını pekiştirmek konusunda çok etkili olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü başarılı bir işkadını, iş hayatının sadece erkeklere ait olmadığını, kadınlara da yer olduğunun en güzel kanıtı. Bu en alt düzeyden en üst düzeye kadar tüm işler için geçerli.
Tamamen erkek dünyası olarak bildiğimiz makinistlik, kamyon şoförlüğü, marangozluk gibi alanlarda kadınların çalıştığını görmek, bilmek bile diğer kadınlar üzerinde inanılmaz olumlu etki yapıyor.
Siyasette de rol modelleri önemli. Kadın milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar siyasetin sadece erkeklere özgü olmadığını gösteriyor ve diğer kadınları siyasete girmek için cesaretlendiriyor.
Geçen seçimlerde yürütülen eşit temsil için “275 Kadın Milletvekili” başlıklı kampanya ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez TBMM’deki kadın oranı çift haneli bir sayıya yükseldi. Bir önceki dönemde %9 olan kadın milletvekili oranı, %2011 Genel Seçimleri sonunda % 14’e çıktı. 2007 seçiminde 50 olan kadın milletvekili sayısı 79 oldu.
Cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yapacaklarımızın, hem diğer kadınlara, hem içinde yaşadığımız toplumumuza karşı sorumluluğumuzun bir gereği olduğu inancıyla ama aynı zamanda iyi birer girişimci olmanın gereği olduğu düşüncesiyle hepinizi selamlıyor, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. “şeklinde konuştu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder